
Tapınağın üst yapısı ile ilgili problemler, Özgünel
kazılarında gün ışığına çıkarılan buluntular ve bu konuda araştırıcılara sağlanan yayın olanakları ile
çözümlemeye çalışılmıştır. Tasarımı ile ilgili önemli problemlerin başında, sütun kaidelerinin yapısal stili gelir.
Ayrıca Pullan sütunların restitüsyonunu yaparken, en üst tamburlardaki
eksiklikleri bulamaması da
önemlidir. Bu problemlerin
araştırılması gereklidir. Tapınağın yüksekliği 17.24 m. dir. Entablature
yüksekliği ise kazı ve envanter çalışmaları sırasında 4.95 m. olarak
saptanmıştır.
Smintheion’da ele geçirilenen sütun
kaidelerini, O.Bingöl’ün daha önce belirtiği gibi, kendine özgü karışık biçimiyle “ ünik ” olarak tanımlamak
mümkündür. Ancak form olarak ikili trochili biçimiyle Efes stilini anımsatır.
Attik torusu ile kaide, etkilenmenin geniş yelpazesini ortaya koyar. Kaide, üst torus, trochili , spira, trochili
ve alt torustan oluşur. Ele geçirilen birçok kırık mermer parçalar arasında
kaide bitimini tamamlayacak dışbukey profilli (torus) örnekler, Pullan’ı ve bu konuda çalışanları değişik
yorumlara zorlamıştır. Ancak 1980
Özgünel kazıları sırasında gün ışığına çıkarılan birçok kırık parça, kaidenin
özgün biçimde tamamlanmasına ve iki olasılıklı karışık bir ünik stilin ortaya
konmasına da olanak vermiştir. Her iki öneri de kabul görür.
Üst yapıyı taşıyan sütunlar 7 tamburdan
oluşur. 24 yivli olarak oyulan tamburların yüksekliği 8.90 m., kaide ile
birlikte 9.69 m., kaideden arşitrava kadar, başlıkla birlikte 10.09 m.dir.
Apollon Smintheus tapınağının Geç Hellenistik dönem mimarlık sanatı içinde en
önemli özelliklerinden biri, İon başlıklarının altında yer alan, plastik
bezemeleri ve tambur boyun altındaki yivleri ile 6. tamburun üzerine oturan ve
6 adet ele geçirilen columnae caelatae’dır. Bu özellikler, yapıdaki yerinin
kesin olarak belirlenmesine olanak verir. Columnae caelatae’ın düzende başlık
altında mı yoksa kaide üzerinde mi oldukları arkaik Didymaion ve Efes
Artemision’da ele geçirilen örneklerle karşılaştırılarak tartışılmıştır.
Özelllikle Hellenistik Dönem örneklerinde, üst yapıda, başlık altında
olabileceğinin kesin kanıtlanması Smintheion buluntuları ile olmuştur.
Yükseklikleri 0.74 m. olarak ölçülen figürlü tamburların üçü Homeros’un
İlyada destanınındaki olayları anlatan
figürlerle işlenmiş, diğer üçü ise
bukephalion-girland bezemeleri ile süslenmiştir.
B u k e p h a
l i o n - G i r l a n d B e z e m e l
i C o l u m n a e C a e l a t a e
Hellenistik ve Roma sanatının özgün
bezeklerinden biri olan bukranion - bukephalion girland tasvirleri, yontu ve
resim olarak dönemin sayısız ornamentiği içinde özel bir anlam kazanır ve yer
işgal eder. Özellikle Hellenistik Çağ ile birlikte sanatın, dinsel içerikli
temaları tasvir etmeyi terk etmesi,
halk kitlelerince kolay anlaşılır hale gelmiş olması, yepyeni bir anlayışın,
stilin ve düşüncenin gelişmesine olanak sağlamıştır. Toplum, sanatı özü ile
bütünleştirerek, aristokrasiden koparır ve böylece sanatın kendi isteklerine göre
gelişmesine olanak verir. İşte yeni
düşünce ve onun ortaya koyduğu felsefe, mimari sanatta da değişik biçimleri
ortaya koyar. Başlangıçta resimsel olarak seramik sanatında karşımıza çıkan
girland bezekleri daha sonra, plastik-yontu olarak Hellenistik Çağda taşa
yansır. İ.Ö. III. yüzyılın 2. yarısında, monumental yapılarda karşımıza çıkan
bu ortak sentez uzun bir zaman yaşar. Bucranium girland bezemesi ile birlikte
vazo resimlerindeki kahraman kavgalarının yanında “Phobos” olarak yer alır. Boğanın dinsel ve törensel olaylarda kurban edilmesi, bu
felsefenin özünü oluşturur. Boğanın
kurban edilmesini sergileyen bukranium, Arkaik Çağda çok az karşımıza
çıkar. Çatalhöyük insanının plastik boğa tasvirleriyle başlayan dinsel olgu,
3.binyıl sonundan itibaren Girit ve Yunanistan’da da uzun süre görülür. Ancak
İ.Ö. III. yüzyılda bukranium-bukephalion, ornamentik sanatın sürekli bezemesi
olarak karşımıza çıkar. Hellenistik ve Roma sanatında Napp’ın sıralamasına göre
üç bukranion tasviri görülür: 1. Tüm baş,
etli ve postlu, 2.Yalnız deri veya post ile kaplı post baş tipi (bu
tipin en belirgin özelliği gözsüz ve ağız yapısının şekillenmemiş olması), 3.
Çıplak iskelet kafası, yani kurukafa şeklinde olan baş tipi. Smintheion
girland ve boğa başı süslemeli sütun tamburları, Napp’ın sıralamasına göre
birinci örnekle bütünlük oluşturur. Napp’ın daha önce saptadığı gibi
Hellenistik Çağda bukranion’lu ilk örnek Samothrake’deki Arsinoe yuvarlak
yapısında karşımıza çıkar. Anadolu’da
en geç örnek olarak O.Bingöl’ün daha önce işaret ettiği Milet bukranionunu
gösterebiliriz. Smintheion bukephalionlarında boğa başı, yanlardan inen iki
kurban bandı ile süslendirilmiştir. Bantların üzerinde ise inci - boncuk
dizilerinden düğüm gibi oluşan ve uçları çan biçimine benzer ve astragal
şeklinde biten ince süs bandı “ Infulae
” yer alır. Infulae alın üzerinden
yatay olarak boynuzları sararak başın
iki yanından sarkar. Boğa başlarının ikinci önemli bezeği alın üzerinde yer
alan kısa perçemlerdir. Boynuzlar arasında yer alırlar. Silindirsel columnae
caelatae yüzeylerini simetrik olarak bölen dörtlü boğa başları, meyvalardan
oluşan ve her yanda eşit kalınlıkta olan girland kolları ile bağlanmıştır.
Girland kolları torus üzerine düşer biçimde betimlenerek, bir doğru üzerinde
yer alırlar. Meydana gelen baş arasındaki
boş alanlarda phialeler (tabaklar) betimlenmiştir. Boğa başlarının
boynuzları ilkin bulunamamıştır. Ancak daha sonra temenos içinde yaptığımız
temizlik ve kazı çalışmaları sırasında boynuz parçalarına rastlanmıştır.
Boynuzlar demir dübel parçalarıyla ele
geçirilmiştir. Bunların kolay kırıllabileceğini düşünen yontucular, daha sonra monte etmeyi düşünmüş
olmalıdırlar. Smintheion bukephalion, girland ve phiale süslü columnae
caelatae’dan önce, benzer stilde yapılmış Anadolu örneğine Bergama Athena
tapınağı propylon (giriş) yapısında rastlarız. İkinci bir örnek ise Magnesia
altarında karşımıza çıkar. Smintheion’daki bukephalion - girland bezemeli
tamburlar, Hellenistik Çağ dünyasında ve Anadolu mimarlık sanatında ilk kez bu
biçimde karşımıza çıkarak bir “ ünikliği-benzersizliği ”
gözler önüne koyar.
S ü t u n B a ş l ı k l a r ı
Smintheion kutsal alanının mimari düzeni içinde üst yapı
taşıyıcılarından olan sütun başlıkları en tanınmış mimari öğelerden birini
oluşturur. Pullan, İon başlıklarının
sayısını beş olarak verir. Bir örneğin
Tuzla ovasında bulunduğunu ve hemen hepsinde volütlerin tamam
olmadıklarını, fakat kağıt üzerinde
tamamlanabilir olduğunu belirtir. Özgünel kazıları sırasında tapınağa ait 8
tane ion başlığı, temenos ve çevresinde bulunmuştur. Bunlardan ancak dört
tanesi oldukça iyi durumdadır. Bir köşe
başlığı ise çok tahrip olmuştur. Ele geçirilen örneklerin ön yüzleri zengin bir
biçimde bezenmiştir. Ön yüzdeki kanalis üzerinde çok zengin kırık dal “ Ranke ”
bezeği, arka yüzde ise farklı biçimde kanalis ile abakusun ortasında rozetler, kurallaşmış
oluşumuyla tüm örneklerde görülür. O.Bingöl’ün belirttiği
gibi, başlıklar alt tarafta dairesel yüzeyi çevreleyen bir ekinusla biter.
Başlığın önemli diğer elemanlarından biri de volütleri oluşturan yumuşak sarmal
(helezon) dönüşümdür. Yatay acanthus,
hasır otu veya saz biçimindeki bezemenin oluşturdukları yastık, bazı
örneklerde acanthus kemerinin palmet
bezeği ile deste yapıldığı biçimde de karşımıza çıkar.
Peristasis
- arşitravı iki bloktan oluşur. Dışta üç, içte ise iki faskıyalı mermer bloklar
yer alır. Her iki arşitravın tabanda birleşmeleri soffit aracılığı ile olur.
Dış arşitrav blokunun uzun alt yüzeyinde yer alan soffit bezeği, basit, yumuşak
biçimde “ Lesbos Kyma’sı ” ile betimlenmiştir. Ön yüzdeki arşitravın faskiyaları çok güzel işçilikle
yapılmış inci dizisi sıraları ile taçlandırılmıştır. İnci dizilerini bugün ancak izlerinden tanımak mümkün olmaktadır. Üst
sırada yer alan inci sıraları, yumurta bezeği ve üzerinde yer alan lotus -
palmet frizleri ile taçlandırılmıştır. 1980 yılından bu yana 16 adet arşitrav
bloku ele geçirilmiştir. Bunlardan üçü iç arşitrav, biri iç köşe arşitrav
parçasıdır.
Batı Anadolu Hellenistik Çağ tapınak
yapılarının çoğunda, özellikle de Hermogenes okulu örneklerinde, baş taban
üzerinde friz bloklarının yer aldığını biliyoruz. Smitheion’a komşu olarak,
karşı adadaki - Lesbos, Messa Aphrodite pseudodipteros tapınağında friz alanının boş bırakılmış
olduğu görülür. Apollon Smintheus
tapınağında karşımıza çıkan frizlerdeki
plastik betimlemeler ise, yapıtı ön plana çıkarır. Bugüne kadar toplam olarak
19 adet friz bloku ele geçirilmiştir. Özgünel kazılarında, Çanakkale Müzesi
sondajlarında ve öncesinde bulunan frizler bugün Apollon Smintheus Tapınağı
Müzesi’nde sergilenmektedir.
E ğ i k G e i s o n - D i ş S ı r a s ı
O. Bingöl ve
F.Rumschied’ın araştırmalarına göre, Apollon tapınağının eğik diş sırası sadece
tapınağın ön cephesinde levhalar halinde yer alır ve çok az örnekle tanınır.
Diş sıralarına alınlıkta ilk kez olarak
Hellenistik evrede rastlanır. Bu biçim eğik diş sırası biçimli geison,
Bergama’nın uyguladığı çok sayıda erken örnekle temsil edilir. O.Bingöl, eğik
geison oluşumunun en önemli yanı olarak; Hermogenes stilinden daha gerilere
gitmenin mümkün olamayacağına işaret eder. Akurgal ise eğik diş sırasının ilk
kez Magnesia’daki Zeus Sosipolis tapınağının alınlığında, saçaklık altında kullanıldığına değinir. Bu
özelliğin mimar tarafından yapıldığını ve
bunun eserlerini süsleyici unsurlarla zenginleştirmek ve yapıtı göz
alıcı bezemelerle canlandırmak arzusundan ileri gelmiş olabileceğini söyler.
Hermogenes bu yeni düşüncenin kurucusu ve koruyucusu idi, der .
Apollon-Smintheus tapınağına ait yatay
sima üzerine yapılan araştırmalar, başlangıçta Pullan tarafından verilen
çizimlerle gerçekleştirilmiştir. Ancak araştırıcılar, Pullan’ın
çizimlerinde bazı ayrıntıları vermediği
konusunda birleşirler. Pullan tarafından ornament şeması rekonstrüksiyonu
yapılan yatay sima, elimizdeki sima örneği ile doğru olarak örtüştürülemez.
Bugün en iyi korunan yatay sima
parçasının sol tarafında, ranke boğumunun olduğu yerde arslan başı
biçiminde bir çörtenin yer alması gerekirdi. Özgün plastik arslan başı-çörten
ile Pullan’ın çizimleri arasındaki farklılık hemen görülür. Hellenistik zamanda
bir gelişim gösteren yatay simanın “ Traufsima ” temel biçimi M.Schede
tarafından incelenmiş ve ikinci bir basit kırık dal “ Ranke ” düzenlemesinin
Batı Anadolu’da sınırlı bir biçimde ortaya çıktığı saptanmıştır. M.Schede,
örnek olarak, Magnesia Zeus Sosipolis, Priene Pazaryeri-kuzey salonunu ve
Troas’taki Smintheion’u göstermektedir. M. Schede bu stili; “ Hellenistik iki düzenlemeli şema ” olarak
tanımlamıştır. 1990’lı yıllarda yapılan araştırmalar, Pullan’ın çizim olarak
verdiği yatay simanın yeniden rekonstrüksiyonu üzerine yoğunlaşmıştır. Bu
konuda en son çalışma F.Rumscheid’in 1/1 transparan kağıda çizimi ile olmuş “
kırık dal, palmet ve arslan başından ” oluşan uyum, doğru olarak ortaya konmuştur. Smintheion siması, F.Rumscheid’in
de belirttiği gibi; bezek zenginliği ile Batı Anadolu’da ele geçirilen diğer
Hellenistik Çağ örnekleri içinde ayrı bir yer işgal eder. Bu özelliklerinden
ötürü Smintheion siması, çağdaşı
olabilecek bazı yapıların yardımıyla tarihlendirmede önemli bir öğe olmaktadır.
Bergama’daki “Hephaistion mozaği” çiçekli kırık dal motifi, tarihleme için
diğer bir sanatsal yapıt olarak görülür .
Alınlık siması bir palmet frizi ile
süslenmiştir. Bu tür süslemelere örnek olarak Hermogenes’in inşa ettiği
tapınaklardan Magnesia Artemis-Leukophryene, Zeus Sosipolis tapınaklarının
alınlık süslerinine , Teos Dionysos tapınağının yatay simasında lotus bezeğiyle
birlikte yer alan lotus-palmet
betimlemelerini gösterebiliriz..