Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

T a p ı n a ğ ı n   P l a s t i k   Y a p ı t l a r ı 

 

 


Homeros’un  İlias destanı, kuzeybatı Anadolu’da eski çağlarda Troas diye bilinen bölgede yaşanan bir olayı anlatır. İ.Ö. 3. binden başlayan yerleşmesi ve Priamos’un hazineleri ile ünlenen İlios -Troia kenti,  destanın mekanını oluşturur. Destanın konusu Troia savaşıdır. Ancak bu savaşın kısa bir bölümü ve söylencelerin küçük bir bölümü destanın içeriğini oluşturur. Homeros destanda; tanrılarla tanrıları ve insanlarla insanları karşı karşıya getirmede büyük başarı göstermiştir. Bu özgünlük, bir yerde destanların gerçek bir dünyayı anlattığını aklımıza getirir. Ozan anlattığı olaylarda kimi zaman tanrıları, kimi zaman ise insanları ön plana çıkarmış ve o çağı çok yönlü anlatmak istemiştir. Kendisinden önceki eski çağlar hakkında duyduğunu, bildiğini anlatırken de doğal olarak çelişkiye düşmüştür. Bilim bu çelişkileri yıllarca tartışmıştır.    

                                                                                        

Destanı okuyanlar daha sonra,  Troia’yı heyecanla gezdikleri zaman biraz şaşırır kalırlar. Destanın güçlülüğü ile gördükleri alan çelişkisinde savaşın olduğu kent burası mıdır diye sorarlar birbirlerine. Destandaki olay büyük bir güç ile Hellespont’a gelen Akha’ların, Troia varoşlarındaki  10 yıllık yeni  bir yaşam serüveninin  kesitidir. Savaşın önemli bölümlerinin  anlatıldığı destan, salt  Yunan - Anadolu savaşı destanı değildir. Azra Erhat’ın dediği gibi Akhilleus’un destanı sayılmalıdır. Birçok kurbanın verildiği savaşı anlatan bu destan, İ.Ö. 9. yüyılda (850) yaşadığı sanılan ve aslen İzmir’li olan ve  Yunus Emre gibi, hemen her yerde mezarı olduğu söylenen bir halk ozanının görkemli yapıtıdır. A. Erhat’ın dediği gibi; o, büyük  bir destan geleneğinin başlangıcında değil, ortasında bulunuyordu; yani Troia efsanelerini kendi yaratmamış, yalnızca biçimlendirmiştir. O, eserinde Troia’nın kuruluşundan yıkılışına kadar giden uzun küçük bir sürenin bir parçasını anlatmıştır. Yapıtını Akhilleus’un büyük öfkesi ile başlatmış, Hektor’un ölümüyle bitirmiştir. İlyada, Homeros adında Anadolulu bir ozanın İ.Ö. dokuzuncu yüzyıl sularında yarattığı bir destandır der A. Erhat. İşte Anadolu’nun en batı ucuna - Lectum’a, Bababurnu’na  9 km. uzakta bulunan  bugünkü Gülpınar’daki Apollon Smintheus tapınağının plastik yapıtlarında Homeros’tan tam  yedi yüzyıl sonra Akhilleus’u, Hektor’u, Priamos’u, Andromakhe’yi ve daha nicelerini betimleyen yontucular, mimarlar; “Anadolu’lu olmaktan  çok mutluydular ki”, Anadolu’luk sentezini çok görkemli bir biçimde  ortaya koymuşlardır. Bu tarihsel olaylar, Ege’nin her iki yakasında günlük yaşamda ve sanatda tekrarlanmış ve çeşitli biçimlerde betimlenmiştir. Arkaik evreyle başlayan destan içerikli  süslemeler  seramik sanatında mitolojik konulara verilen önem yüzünden de, siyah-kırmızı figürlü vazolarda devam etmiş ve serüven, Hellenistik Çağ’ın İlyada betimlemeli “Homeros Çanakları’na” kadar etkinliğini sürdürmüştür. Troia ve Troia savaşları Ege dünyası için ne kadar önemliyse, Roma’lılar için de o kadar önemlidir. Roma mermer lahitlerinde betimlenen  İlyada  ve mitoloji içerikli konuların çok sayıda olmasının kökeninde bu değer yatar.  İlyada tasvirleri plastik betimlemelerin dışında, mozaik ve resim olarak, Roma imparatorluk sınırları dışına da taşmış ,  Pompeii duvar resimlerinde doruğuna erişmiştir. Yumuşak Palombino mermer levhalarda betimlenen  İlyada tasvirleri “ Tabulae Iliacae ”, Roma ve Bizans uygarlıklarında; olayın ve kahramanların büyüklüğü ve kişilikleri yönünden önemini bir kez daha  ortaya koyar.  

                                                                                        

Anadolu Hellenistik Çağ tapınak mimarisi içinde Hermogenes etkileri yanında, mimariye bağlı plastik eserleriyle Smintheion kutsal alanı, önemli yer işgal eder. Apollon Smintheus tapınağının  figürlü  plastiğini, iki grupta incelemek olanaklıdır. Geometrik olarak da iki ayrı yüzeyde betimlenmiş olan plastik yapıtlar, rölyef-kabartma stilleri ile karşımıza çıkar. Her iki yontu kümesi  üst yapıda düzenin parçaları olarak işlevlerini sürdürürler. Bunlar:

                                                                                        

1. Figürlü  sütun tamburları (Columnae caelatae): Altı adet ele geçirilen  tamburlardan üçü insan figürleri ile, diğer üçü ise bukephalion-girland bezekleri ile süslendirilmiştir.

                                                                                        

 2. Frizler: Pullan, kazılarda altı friz levhasına rastladığını söyler. H.Weber, Gülpınar’da yaptığı araştırmalar sırasında üç frizi tanıtırken, Pullan’ın tariflerine uyan bir frizin olduğuna değinir. Bugüne kadar sürdürülen Özgünel kazılarında gün ışığına çıkarılan ve daha önce bilinen frizlerin toplam sayısı 19’a ulaşmıştır.

                                                                                          

Columnae caelatae ve frizlerden kopmuş birçok parça, bugün kazı deposunda ve Çanakkale Arkeoloji Müzesi’nde etütlük olarak saklanmaktadır .

                                                                                        

İlyada’daki olayların gelişimi ile Smintheion plastik yapıtlarının konuları arasında bir bütünlük ve bir planlama söz konusudur. Olay Columnae caelatae’da başlar ve frizlerde devam eder. Ancak ele geçirilemeyen kabartmalı tambur ve frizler, destandaki konuların  devamlılığının izlenmesini engeller. Buna karşın yine de eldeki buluntular ile İlyada’nın 24. bölümüne ulaşılır. Temenos içinde Columnae caelatae’ın parçalarına rastlanmış, ancak sağlam korunagelen örneklerin tümü, tapınak dışında ele geçirilmiştir.

 

Apollon’a adanan bir tapınakta İlyada kurgusunu başarı ile uygulayan mimar ve yontu sanatçıları Anadolulu tanrıyı onurlandırmada da özen göstermişler, onu ailesi ile birlikte bir Columna caelata’da betimleyerek, şükranlarını sunmuşlardır.

 

 

Metin Kutusu: Frizler Metin Kutusu: Columna Caelata
 

 

 

 

Metin Kutusu:           Ana Sayfa