
Gülpınar Beldesinde yer alan tanrı Apollon’a ait
Smintheion kutsal alanının bilim dünyasına duyurulması ve tanımı, J.M.Cook’un
belirttiğine göre, Troas bölgesinde yapılan seyahat ve araştırmalarla olur.
Araştırmaların dayanağı ise, eski yazılı kaynakların zamanımıza kadar
korunagelmesi ve bu kaynaklardan esinlenen Avrupalı gezginlerın meraklarıdır.
1785-86 yıllarında Jean Baptiste Lechevalier tarafından ilk kez
gerçekleştirilen modern arkeolojik araştırmalar kutsal alanın varlığını ortaya
koyar. J.B. Lechevalier 1785 yılında Babakale - Lectum’dan (Bababurnu)
Aleksandreia Troas’a giderken tapınağı gören ve kalıntılarından söz eden ilk
kişi olmuştur. Ancak tapınağın tanımlanması yöreye daha sonra gelecek olan
Spratt’a kalır. 1852’li yıllarında C.Texier, büyük olasılıkla görmediği bu
yöreyi anlatırken, Külâhlı’da
bir Dor tapınağının kalıntılarına rastladığını ileri sürer. Texier’in tapınağın
mimari düzeni hakkındaki yanlışı daha sonra düzeltilmiştir. 1853 yılı
sonbaharında Troas bölgesine harita
çalışması için gelen İngiliz kaptan ve daha sonra Amiral olan R.N.Spratt, Külâhlı’da
(Gülpınar) rastladığı kalıntıların tanrı Apollon’a ait, İon düzeninde yapılmış
bir yapı-tapınak olduğunu bilim ve arkeoloji dünyasına duyurur. Spratt, yapının
Aleksandreia Troas’tan 12 coğrafya mili, Lectum-Bababurnu’dan ise 4 deniz mili
uzaklıkta olduğunu söyler. Tapınağın
içinde yer aldığı Türk köyünü de Külâhlı olarak
adlandırır. Spratt köye geldiği zaman büyük bir yapının kalıntıları ile aniden
karşılaştığını belirtir. Troas kıyılarında
İngiliz Kraliyet Deniz Kuvvetleri adına çalışmalar yürüten kaptan Spratt,
Apollo Smintheus tapınağının en doğru tanımını yapan kişidir. Spratt tapınağın
Apollon’un Smintheus kültüne ait olduğunu; tapınakta ve köy içindeki bir evin
duvarında rastladığı iki yazıt aracılığı ile saptar.
Spratt’tan
sonra 1861 yılında bölgeye ilk kez gelen, 3-4 gün kalan ve daha sonra ilk
kazıları yapacak olan Richard Popplewell Pullan’dır. Pullan tapınağın temelinin
oturduğu alanın küçük bahçeler ile kaplı olduğuna ve az sayıda sütun, kaide ve
duvar bloklarına ait yapı elemanlarının varlığına değinir. Tapınağın
çevresindeki bahçelerde de dağınık bir biçimde
mimari parçalara rastlar. Köyde bir evin duvarında İon başlığına ait
süslemeli yastık bölümünü gördüğünü söyler. R.P.Pullan 1866 yılı sonbaharında
Gülpınar’da 13 Eylül - 22 Kasım tarihleri arasında “ Society of Dilettanti ” adına kazılar yapar ve
tapınağı bilimsel bulgularla Spratt’tan
sonra arkeoloji dünyasına bir kez daha duyurur. Tapınağın Apollon Smintheus’a
ait olduğunu kesinleştirecek yeni bulduğu bir yazıtı temizletmek amacı ile
İngiltere’ye yollar. Yazıtın ilk yorumu C.T. Newton tarafından yapılır. 1866
yılından sonra 1881 yılında H. Schliemann’ın
yöreyi ve Smintheion’u ziyaret
ettiği görülür. Schliemann Külâhlı
Köyü’nden Post - Homeric Khryse olarak söz eder ve Pullan’ın Smintheion’da
yaptığı kazılara da değinir. Ancak Leaf ve Hasluck’un Troas bölgesine 1911
yılında yaptıkları gezilerin ışığı altında, özellikle Strabon’un anlattıkları
anımsatılarak, Smintheion - Khryse’nin hem lokalizasyonu hem de anlatılanların
doğruluğu tartışılır. Üzerinde pek ilgilenilmeyen tapınak, 100 yıl sonra 1966
yılında Hans Weber tarafından tekrar arkeoloji dünyasına anımsatılır. H.
Weber’in araştırmasına konu olan mimari ve mimariye bağlı plastik eserler,
çağımızda tapınak üzerinde yer alan zeytın yağı mengesinden gelmektedir.
A.Şengören’e ait olan mengenede 1964 yıllarında yapılan bazı genişleme ve bahçe
duvarlarının onarımı ve yeni zeytin ambarlarının yapılması sırasında tapınakta
büyük tahribat olur. İşte bu sırada ortaya çıkan plastik ve mimariye bağlı
elemanlar ile bazı friz blokları H.Weber tarafından görülür, yayınlanır ve
tapınağın yeri de lokalize edilir. Tapınak 1945 yılına kadar çeşitli kişilere
ait olan aşağı yukarı 2 dönüm büyüklükteki bahçelerin altında kalmış, bu
nedenle az da olsa tahrip olmaktan kurtulmuştur.
H. Weber’in
Smintheion’u tekrar anımsatmasından sonra, 1971-73 yılları arasında Çanakkale
Arkeoloji Müzesi tarafından tapınak ve çevresinde sondaj içerikli araştırmalar
yapılmıştır. Ancak daha sonra tapınak 1980 yılına dek yine kaderine
terkedilmiştir. Bu satırların yazarının başkanlığında 1980 yılında üçüncü kez
başlatılan bilimsel kazı ve onarım çalışmaları bugüne kadar devam
ettirilmektedir. Yeni araştırmalar sırasında kamulaştırmaya özen
gösterilmiştir.